Bu işte bir yalnızlık var*

Durup düşünmeye vaktimiz kalmadan yaşıyoruz hayatı. Çünkü durup düşündüğümüzde aklımıza gelen ve cevaplayamayacağımız sorularımızın olması bizi mutsuz ediyor. Her birimizin hayatında mutlaka vardır böyle anlar. Duramazsın ve durdurulmaya tahammülün yoktur. Sonsuza kadar sürüp gidecek anlar yaşamaya çalışırsın. Ancak bir nokta vardır. Ufacık bir noktada bütün o sonsuza giden anlar düğümlenir ve sen cevapsız sorularınla baş başa kalırsın. 

Aşık olursun, korkarsın. Düşünmeye başlarsın. Birisi olmayan boktan hayatını mahvedecek diye korkar içine kapanırsın. Ya terk edersin ya da terk edilirsin.

Yalnız mı kaldın? 

Kim alıkoydu seni sonsuz yürüyüşünden? Dostların nerede? Çeyrek asırlık hayatında ne biriktirdin, çocuk!

Elektriği/suyu olmayan dağların zirvesinde, ilk defa gittiğin ülkelerin boktan tren istasyonlarında, kalabalıklarında kaybolduğun kimi zaman parfüm kokan metropollerde, sınır boyu uzanan ve uğruna kan dökülen bir nehrin kıyısında, karlar altında dişlerin zangır zangır titrerken bir uyku tulumunda, ıssız bir ormanda kulağında müzikle nefes nefese koşarken, donmuş bir gölde akşam yemeği için balık tutmaya çalışırken, ani alınan kararlarının sonucunda hayatını yapboz gibi bir gecede değiştirirken, açıklama bile yapmadan çekip gitmelerinde, aylarca/yıllarca ortadan kaybolmalarında.. 

Durup düşünmeye vakit bulduğunda, yalnızken, seni senden başka kimse duymayacakken sordun mu hiç sonsuz yolculuğunun nereye doğru gittiğini? 

Cevap verebildin mi kendine? Sor lan bekliyorum! ( bana yaz merak ettim 🙂 )

Ben veremedim. Ayağım kayıp düşünce aynı noktaya geliyorum her seferinde. Geçen sene, ondan önceki sene, ondan daha önceki sene.. Oyun aynı sadece şehirler, insanlar, konuşulan diller, aşklar, gözü yaşaranlar farklı. Aklım erdiğinden beri bir çoğumuz gibi bende aynı düsturu şiar edindim ”asla pişman olma”. Bu sebeple aklıma gelen her şeyi yapıyorum, sonuçlarına katlanamayıp sızlasam da üzülmüyorum 🙂 Bir yerde yanlışlık var farkındayım.

Sonuç olarak genel hayat felsefemizin her seferinde geldiği nokta yalnızlık. Seninki de aynı be gülüm. Şimdi bu yazıyı okuyup, ardına sarıldığın adam/kadın aslında istediğin kişi mi yoksa sadece yalnızlıktan kurtulmak için sakladığın delik mi? Biraz düşün.

Burada okuyanın üzerinde durması gereken yalnızlık çeşidi ”tercih edilen yalnızlık” mı yoksa ”mecburi yalnızlık” mı?

Bir ses verin oğlum! Benimki keyfe kederlikten, tercihim bu yani. Cevapsız sorularım var kabul. Başlıca bir sorunun kendisi olduğumu da kabul ediyorum. İşinize gelirse yani..

Afiyet olsun..

*başlık alıntı değil çalıntıdır.

 

Bu yazı Uncategorized kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın